Sözcü Plus Giriş
AYTUNÇ ERKİN

Çakıcı’nın mektuplarına şaşırmayın… 19 yıl önce Tantan bu süreci anlattı

20 Kasım 2020

MESELE EKONOMİ-POLİTİK… MESELE YOLSUZLUK…

“… Etkin demokratik kurumların koruyuculuğundan mahrum bırakılan ve her türden toplumsal yerinden etmeyle tehdit edilen bir kullan-at iş gücünün sosyal dayanışmalar inşa edebileceği ve kolektif bir irade gösterebileceği başka kurumsal biçimlere yönelmesi kaçınılmazdır. Çeteler, suç kartelleri, uyuşturucu ticaret ağları, mini mafyalar ve gecekondu mahallesi babalarından topluluk, taban ve sivil toplum örgütlerine, seküler kültlere ve dini tarikatlara kadar her şey çoğalır.” (Neoliberalizmin Kısa Tarihi/ İngiliz sosyal kuramcı David Harvey/Sayfa 180)

Neoliberalizmin ‘kullan at iş gücü' üzerine kurduğu sistemin yarattığı gerçek: Mafya… Tarikat… Suç kartelleri…

Alaattin Çakıcı

İki gündür, Alaattin Çakıcı'nın, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nu hedef alan mektuplarına şaşırmamak gerekiyor!

Bu yaşadığımız tam da neoliberalizm!

Sendikalar sindirilmiş…

Demokratik kitle örgütleri yok…

Üniversiteler sinmiş…

Meşru anlamda öğrenci, işçi, köylü, memur eylemleri yok…

Bu boşluğu kim doldurur: Mafya… Tarikat… Suç kartelleri…

Mafya…

Yasadışı işlerle uğraşan, zor kullanarak birtakım gizli çıkarlar sağlayan, çoğunlukla gizli ve hiyerarşik bir teşkilatlanmaya dayalı örgüt ya da bu örgütün mensubu kişiler anlamında.

1980 öncesinde başlayan bir süreç bunun adı…

Sosyal adaleti savunan devlet adım adım tasfiye edildi.  Üretim ekonomisi bitirildi. Paradan para kazanma üzerinden yürüyen kapitalizm, kendi yaşam biçimini dayattı ve buna da uygun toplumsal, siyasal ve kültürel ilişkileri ortaya çıktı…

Bu ilişkiler ağını bugün yaşamıyoruz!

Susurluk daha yakın tarihimiz değil mi?

Biraz daha yakın tarihe gidelim mi?

Organize eylemler…

Tarih 27 Şubat 2001…

İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, İçişleri Bakanlığı ile Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) tarafından düzenlenen konferansta “Yolsuzluk konusunda bilimsel araştırma ve mücadele yöntemleri projesi” hakkında bilgi verdi.

Sadettin Tantan

Tantan şu cümleleri kurdu:

“Dünyanın en önemli ahlaki ve sosyal gelişme sorunlarından birisi, belki de en önemlisi ‘yolsuzluk' olgusudur ve geçmişten günümüze dünyanın her yerinde az ya da çok var olmuştur. Yolsuzluğun farklı tanımları yapılabilir. Ben yolsuzluğu kısaca kamu kaynaklarının ve milletimizin birikimlerinin soyulması, talan edilmesi olarak tanımlıyor ve değerlendiriyorum. Büyük çıkarlar söz konusu olduğunda yolsuzluk olayları; tehdit, şiddet, sindirme boyutu da olan, karmaşık ilişkiler ağı içerisinde gelişen ulusal ya da uluslararası organize eylemler şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle yolsuzluğun organize suçların en önemli silahı haline geldiği, yolsuzlukla mücadele edilmeden organize suçlarla mücadelede başarının sağlanamayacağı uluslararası alanda da kabul edilmektedir. Gerçekten de, yolsuzluk olmaksızın organize suç gruplarının, sıradan suç çeteleri olmanın ötesine geçmeleri mümkün değildir.”

Tespitler çok önemli: Yolsuzlukla mücadele edilmeden organize suçlarla mücadelede başarı sağlanamaz…

Devam edelim…

Yolsuzluk ve mafya!

19 yıl önce Sadettin Tantan, yolsuzluğun sonuçlarını açıklarken şu cümleleri kuruyor: “… Fakir ve muhtaçların durumlarını daha da zorlaştırıp haklarını ihlal ediyor… Demokrasiyi temelinden sarsıyor, Hukukun üstünlüğü ilkesini alt-üst ediyor… Eşitlik ve adalet ilkelerini ve devlete olan güveni sarsıyor… Ekonomik rekabeti olumsuz etkiliyor… Suça teşvik ediyor ve suç oranlarını artırıyor, mafyalaşmaya yol açıyor… Yolsuzluk, yoksulluğu artırıyor… Toplumu ahlaki çöküntüye sürüklüyor…”

İşte asıl mesele bu!

Ve geliyoruz İçişleri eski Bakanı Tantan'ın en önemli vurgusuna: “… Ülkemizde 1940'larda başlayan kentleşme hareketi; sanayileşme, sosyo-ekonomik ve kültürel gelişmeyle birlikte gidememiş ve geleneksel ailenin yapısında ve işlevinde önemli değişikliklere yol açmıştır. Bu çarpık gelişme, bir yandan siyasi, ideolojik, dini ve ekonomik menfaat guruplarının bireyleri ve kurumları istismarına müsait bir ortam yaratırken… Diğer taraftan bu menfaat gruplarının beslenip her geçen gün daha da güçlenmelerine ve faaliyetlerini sürdürmelerine imkan sağlayan yolsuzluk olgusunun başlı başına bir sektör, bir ekonomik faaliyet alanı haline gelmesine yol açmıştır. ‘Soygun ve talan düzeni' de diyebileceğimiz, yolsuzluk ekonomisi, gelir dağılımının giderek daha fazla bozulmasına ve yoksulluğun daha da artmasına neden olmuştur. Bunun için yapmamız gereken şeyler açık ve bellidir: Doğru ve iyi işleyen bir devlet idaresine sahip olmalıyız. Bu her şeyden önce güvenlik ve adaleti eksiksiz sağlayacak bir devlet idaresi demektir.”

Ümitsiz işçi!

Ümitsiz işçi olur mu? Olur!

Elimde DİSK'in kasım ayı ‘İşsizlik ve istihdamın görünümü' raporu var… Okuyalım: “… İşgücüne dahil olmama nedenleri kategorisinde yer alan ve son dönemlerde artış eğiliminde olan ümitsiz işsizler ve iş aramayıp çalışmaya hazır olanların (diğer) sayısı Covid-19 nedeniyle artmaya devam ediyor. Son bir yılda ümitsizlerin sayısı 718 bin kişi artarak 1 milyon 331 bine ulaştı. İş aramayıp çalışmaya hazır olanlar ise 1 milyon 117 bin kişi artışla 1 milyon 635 binden 2 milyon 752 bine yükseldi. Bu durum iş arama eğiliminin azalmasına işaret etmektedir. Dar tanımlı işsizliğin düşük görünmesinin önemli nedenlerinden biri işsizlerin iş bulamayacaklarını veya iş olmadığını düşünerek iş arama eğiliminde olmamalarıdır.”

Siyaset çukurunda, rakamlar, işçi sınıfının içinde bulunduğu tabloyu gözler önüne seriyor… Neyse ki hâlâ sendikalar var! Zaten neoliberal politikanın ilk hedefinin ‘sendikaları yok etme' olduğunu tarihten çıkardığımız pratikten biliyoruz!

Biraz daha açalım…

Kilis'te geçici iş için oluşan kuyruk.

Sendikaları yok etmek

ABD'de, İngiltere'de, Türkiye örneğinde olduğu gibi…

Emeğe karşı ya da işçi sınıfına karşı saldırının en büyüğü sendikalara yönelik olanı. Devlet önce işçi sendikalarını ya kontrol altına alır ya da yok eder.

Sözü İngiliz sosyal kuramcı David Harvey'e bırakalım:

“… Devletin sosyal güvenlik hizmetlerinden çekilmesi ve teknolojinin  iş yapısında yarattığı değişimlerle büyük emek kesimlerinin işsiz kalması, sermayenin piyasadaki emek tahakkümünü mutlaklaştırır! O zaman, bireyleştirilmiş ve görece güçsüz işçiler, kısa vadeli sözleşmelerin kişiye özel bir şekilde sunulduğu emek piyasasıyla karşı karşıya kalır. Kadro garantisi geçmişte kalmıştır…”

Kısa vadeli çözüm ne?

Çözümü var…

DİSK bu süreçte devlete çarpıcı önerilerde bulundu…

Madde madde okuyalım:

İşten çıkarmalar Covid-19 süresince kesin olarak yasaklanmalı.

 İşsizlik sigortasından yararlanma koşulları ve ödenek miktarı iyileştirilmelidir.

 Covid-19 koşullarında işsizlik ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanmada ön koşul aranmamalıdır.

 İşsizlik Sigortası Fonu'nun amaç dışı kullanımına son verilmelidir.

 “Herkesin çalışması için, herkesin daha az çalışması” ilkesi doğrultusunda haftalık çalışma süresi gelir kaybı olmaksızın 37.5 saate, fazla mesailer için uygulanan yıllık 270 saat sınırı, 90 saate düşürülmelidir.

 İstihdam artışlarında kamunun payı dikkate değerdir. Kamu istihdamının artırılması, kamuda eğreti ve güvencesiz çalışma biçimleri yerine, kadrolu ve güvenceli istihdam artışının sağlanması yaşamsal önemdedir.

 Kamu girişimciliği ve hizmetleri istihdam yaratacak şekilde yeniden ele alınmalı ve kamuda personel açığı derhal kapatılmalıdır.

 İş başında eğitim adı altında çırak, stajyer, kursiyerlerin ve bursiyerlerin ucuz işgücü deposu olarak kullanılması uygulamasına son verilmelidir.

 Uluslararası çalışma normları doğrultusunda herkese en az bir ay ücretli yıllık izin hakkı tanınmalıdır.

 Güvencesiz çalışma biçimlerine son verilmeli, tüm taşeron işçilere kadro verilmelidir. Kamu taşeron işçileri kamu işçisi olarak kadroya alınmalıdır.

 Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) “insana yaraşır iş” yaklaşımı temelinde herkese güvenceli ve nitelikli işler sağlanmalıdır.

 Sendikal hak ve özgürlüklerin kullanımı güvence altına alınmalı, sendikal barajlar kaldırılmalı, herkesin sendika hakkını özgürce kullanabilmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

 Toplum yararına çalışma programları kapsamında çalıştırılanlar daimi  işçi statüsüne geçirilmelidir.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more