Sözcü Plus Giriş
EGE CANSEN

Beklentileri yönetmek

1 Kasım 2020

Piyasaların en az 2 puan artırır dediği bir günde, Merkez Bankası faizi artırmadı. Daha doğrusu bu artışı dolaylı yolla yapmayı tercih etti. Zaten dingildek durumda olan piyasalar bu dolaylı artışı, artıştan saymadı. Bir süredir değer kaybetmekte olan TL'nin düşüşü bu yüzden daha da hızlandı.

Ulusal para birimi “döviz” olmayan (soft currency) ülkelerde, dövizin (hard currency) fiyatı son derece önemlidir. Ekonomide izlenen hatalı strateji veya taktikler, er veya geç döviz fiyatlarının artmasıyla sonuçlanır.

Asaf Savaş Hoca'nın tabiriyle “Allah'ın sopası yoktur ama ekonominin doları vardır.” Hata yaptın mı kafana iner. Unutmayın TL'nin, 6 sıfırı atılacak kadar değer kaybetmesi bir günde olmadı. Üstelik bu sıfır atma olayı, doların fiyatını sabit tutmak için gecelik faizin %7000'e çıkmasından sonra gerçekleşti.

DÖVİZ FİYATI ARTTIĞI İÇİN DÖVİZ FİYATI ARTIYOR

Ekonomide (aslında hayatın her kesitinde), olayların gidişatını belirleyen iki süreç vardır. Birincisi “kendini yaratan” (self generating); ikincisi de “kendini düzelten” (self correcting) mekanizma şeklinde tabir edilir. Ancak işlemekte olan cari mekanizma, çok kısa zamanda birinden diğerine dönüşebilir.

Bu kavramları ete kemiğe büründürmeme izin verin. Bugün döviz fiyatlarının sürekli artmasının (TL'nin değer kaybetmesi diye okuyun) esas sebebi, döviz satın alanların, döviz fiyat artışlarının süreceğini beklemeleridir. Bu beklenti yayıldıkça, dövize talep artmakta ve dolayısıyla fiyatı da yukarı gitmektedir.

KENDİ KENDİNİ DÜZELTME NASIL VE NE ZAMAN BAŞLAR

Fiyatın yukarı gitmesi, artış bekleyenleri haklı çıkarmakta, beklemeyenler döviz almadıklarına pişman olup, bekleyenler safına geçmektedir. Böylece artış, artışı doğurmaktadır. Onun için buna “kendini yaratma” denir.

Birinci mekanizma, “spekülatif” yani “istifçilikten” para kazanılan ortamda işler. Spekülatif ortamdan “operatif” yani “çalışarak/iş yaparak/üreterek” para kazanma ortamına geçilirse bu sefer “kendi kendini düzeltme mekanizması” devreye girer.

Zaten iktisadın temel kuralı bize, “fiyatı artan malın arzının artacağı ve talebinin de düşeceğini” söyler. Bir malın arzı artar, talebi düşerse o malın fiyatı da düşer. En azından artmaz. Eğer yüksek döviz fiyatı, döviz kazandıran ekonomik faaliyeti, kısaca ihracatı büyütür, döviz harcatan ekonomik faaliyeti, kısaca ithalatı azaltırsa, er veya geç döviz fiyat artışları durur. Hatta TL'de değerlenme süreci başlar.

Eğer döviz “istifçileri” (ihtiyacı olmadığı halde ihtiyat saikiyle veya fiyat artışından kâr etmek maksadıyla döviz biriktirenler) ekonomide böyle bir “yapısal reform” oluşacağını “beklemeye” başlarsa döviz fiyatındaki artış yavaşlar ve durur.

YÜKSEK FAİZLE SICAK PARA ÇEKMEK

Gayri iktisadi gösteriş yatırımlarıyla ekonomide kara delikler açan ve içe ve dışa hava basmak için kamu kaynaklarını fiyaka için israf eden AKP'nin ekonomide yarattığı tahribat, bu yazının amaç ve kapsamı dışındadır. Ama yaşamakta olduğumuz sorunların aynını, hatta daha beterlerini geçmişte de yaşadık. Onlar da delip geçti, bugünler de delip geçecektir.

Bu sefer umudum “aynı şeyleri yaparak, farklı sonuç beklemekten” vazgeçilmesidir. Kısa vadede rahatlama yaratacak “yüksek faiz-düşük kur” modeline geri dönülmesin istiyorum. Pek tabii Merkez Bankası, gerekirse faizleri taktik olarak artırabilir. Ama yüksek faiz sürdürülebilir bir strateji değildir.

Son söz: Borçkolik, borç alınca rahatlar ama bağımlılıktan kurtulmaz.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more