Sözcü Plus Giriş
MESUT PARLAK

Kalbim Ege’de kaldı

5 Kasım 2020

Değerli Okurlar, son yaşanan İzmir depremiyle artık iyice anlaşıldı ki, biz ülke olarak asla akıllanmayacağız. Çünkü bizim deprem sonrası sürecimiz asla değişmiyor. Evvela şehir ve halkı için ne yaptılar da bunu hak ettiler diye ruhani (!) bir açıklama yapılıyor. İçki tüketimi fazlaysa azaltılmalı, ibadete ağırlık verilmeli, zinaydı fuhuştu zaten bunlar asla olmamalı diye fetva çıkıyor. Ve bu ruhani önlemlerin, diğer afetleri durdurma konusunda çok etkili olduğu düşünülüyor. Nitekim düzgün davranıldığı takdirde başka bir felaket yaşanma ihtimalini de düşürdüğü dile getiriliyor. Allah aşkına siz ne sanıyorsunuz kendinizi? Sizler kimsiniz ki bizlere ahlak, edep öğretiyorsunuz? Olacak iş mi bu? İnanın ben artık bu tür açıklamaları duymaktan bıktım. Anladık kimseden utanmıyorsunuz, bari Allah'tan korkup susun artık. Bilimsel çözüm odaklı olun. Gelişmiş ülkelere bakıyoruz daha güçlü depremler yaşamalarına rağmen can kayıpları çok az. Çünkü öldürenin deprem değil, oturduğumuz  binalar olduğunu bir türlü idrak edemiyoruz.

Denildiği gibi deprem bizim kaderimiz değildir, olamaz ve olmamalı da… Tamam, burası bir deprem ülkesi ama bunun çözümü de bilimin ışığında. Biz her sarsıldığımızda elimiz kalbimizde televizyonun önüne geçip kaç kişi kurtarılabilecek diye mi düşüneceğiz? Sevdiklerimizi depremde kaybetmek bizim normalimiz mi olacak? Yapmayın Allah aşkına!

O sizin kendinizce “Gavur İzmir” diyerek aşağıladığınız İzmirli, bakın neler neler yapmış bu kısacık zamanda.

-Depremle birlikte kan için anons yapıldıktan iki saat sonra kan ihtiyacını tamamlamış.

-Depremden iki saat sonra sosyal medya örgütlenmesiyle anında Çeşme, Foça, Aliağa, Çeşme altı ve Urla'daki yazlıkları gece konaklamalarına açmış.

-Yazlık evlere ulaşımı sağlamak için okul servisçileri hemen örgütlenmiş.

-Tüm gece boyunca lokantalar, ücretsiz çorba ve yemek vermiş.

-Hasar gören Urla Devlet Hastanesi'ne hiç düşünmeden anında doktorlar ve hemşireler koşmuş.

-Sokak hayvanları için de hemen bir düzen sağlanmış.

Hatırlarsınız Soma faciasında göçük altından çıkarılan maden işçisi, ambulansa alındığında sedye üzerindeki örtünün kirlenmemesi için yatmak istememişti! Deprem gecesi, İzmir metrosu, üstleri toz toprak içinde olduğundan dolayı koltuklar kirlenmesin diye oturmayan arama kurtarma ekibi ve onlara saygılarından dolayı oturmayan İzmirliler'le doluymuş… Yani zamanında düşmanı denize döken İzmir, içerideki ve dışarıdaki düşmanları da anında yine denize dökecek olan İzmir!

Bizim insanımız, görgü ve geleneklerini asla unutmaz ama bunu da kimsenin gözüne sokmaz. Maalesef ayrıştırıldık değerli dostlar, bizi ayrıştırdılar.

Sayın Başkan Tunç Soyer, sizi ve tüm ekibinizi yürekten kutluyorum. Bu beklenmedik deprem karşısında büyük bir organizasyona imza attınız. Hiç ortalıkta görünmediniz, ekranlara çıkmadınız. Sadece işinizi yaptınız. Yani siyaset yapmadınız.

Başarılı bir organizasyonla kısa sürede deprem dolayısıyla mağdur olmuş yurttaşları,  çadırlara ve belediyeye ait binalara yerleştirmekle kalmayıp, üç öğün yemek verdiniz. Halkı desteğe çağırdınız. Ve bu koca yürekli halk da yardım yağdırdı.

Sayın Başkan, size mikrofon uzatıldığında, yaptıklarınızı sanki rutin bir hizmetmiş gibi öyle mahçup bir söylemle geçiştirdiniz ki, gözlerim doldu. Çünkü hissettiğiniz üzüntüyü o kadar güçlü hissettim ki. Tabii, yandaş medya ve TV'ler, yaptıklarınız ile ilgili tek kelime haber vermediler. Merak ediyorum, kurtarma ekipleri ve desteklerin nerelerden geldiğini biliyorlar mı? Mesela Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın oraya geldiğine dair tek bir satır ya da görüntü yayınlandı mı? Yok! Peki, 600 kilometre mesafeden getirdiği 12 bin ekmek üreten seyyar fırın ve 7 bin kişiye üç öğün yemek çıkaracak seyyar mutfak biliniyor mu?

Bu doğal afette görev alan tüm arama kurtarma ekiplerine, ulusum adına şükranlarımı sunuyorum. Hakkınızı helal edin…

Yönetenler; tüm söylemlerinizde diyorsunuz ya, “BEKA” diye. Alın size gerçek beka. Yönetenler, ülkemiz, bir deprem kuşağı üzerinde. Nasıl depreme süratle müdahale etmek sizin görevinizse, zaman kaybetmeden tüm ülkede seferberlik başlatıp çürük binaları tespit etmek ve gereğini yapmak da sizin görevinizdir. Yani dile getirilenin aksine, hiçbir vatandaşımız bile isteye çürük binalarda oturmayı istemez.

SON SÖZ:
Öyle bir açmaza düştü ki vatan,
Uyku belli değil, düş belli değil
Çöktü üstümüze bir kara duman
Işık belli değil, loş belli değil…

Ümit Yaşar Oğuzcan

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more